Hatırda Kalan Bir Yolculuk, Kök Salan Bir Anı
Mayıs ayında başlayan ve haziran başına kadar uzanan Avrupa yolculuğumuz, yalnızca fiziksel bir seyahatten ibaret değildi; duygusal, zihinsel ve ruhsal olarak da başka bir düzleme geçişti bu benim için.
Üç ülke, yirmiden fazla şehir, onlarca müze, sanat galerisi, sanatçı atölyesi ve hatta bu sanatçıların mezarlarını dahi ziyaret ettiğim bu süreçte, geçmişin izleriyle, sanatın sonsuz yankılarıyla ve insan ruhunun dönüştürücü gücüyle yeniden temas ettim.
Bu bir seyahatten çok daha fazlasıydı.
Zihnime değil, doğrudan ruhuma kazınan anlarla doluydu.
- Lizbon’daki MAAT – Museum of Art, Architecture and Technology Jeff Wall’un “Time Stands Still” sergisiyle zamanın gerçekten durduğunu hissettiğim anlardan biriydi. Duvarlar yerine dijital ekranlarda yankılanan fotoğraflar, sadece görsel değil, duygusal bir diyalogdu benim için.
- Yine Lizbon’da, Berardo Art Deco Museum ve National Tile Museum, sadece estetik değil, kültürel derinlikleri de içine alan bir keşif sundu. Azulejo’ların tarih boyunca anlattığı hikâyeler, malzemenin nasıl bir hafıza mekânı kurduğunu iliklerime kadar hissettirdi.
- Barselona’da Fundació Joan Miró ve Dalí Üçgeni üçlüsünü gezmek, bir sanatçının iç evreninde sessizce yürümek gibiydi. Figueres’teki Dalí Tiyatro Müzesi sürrealizmin görsel bir şiiriydi. Casa Salvador Dalí ise, yaratım sürecinin ne kadar kişisel, ritüelistik ve zamandan bağımsız olduğunu bir kez daha hatırlattı.
- Madrid’de Museo del Prado ve Museo Reina Sofía gibi ikonik duraklarda; sanat yalnızca estetik değil, tarihsel ve politik bir yankı hâline geldi. Guernica’nın karşısında geçirdiğim o sessiz an, zamanın kıvrımına düşen bir tanıklık gibiydi.
Gittiğim her yerde; gördüklerimden çok, hissettiklerimle büyüdüm.
Sanatçılar sadece eserleriyle değil; yaşadıkları evlerle, atölyeleriyle ve gömülü oldukları topraklarla da konuşuyorlardı bizlerle. Her taşta, her çizgide, her duvarda bir hikâye gizliydi. Kimi zaman bir kahve molasında, kimi zaman ara sokaklarda yürürken içime usulca yerleşen o anlar—hepsi birer tohumdu. Kimisi anında yeşerdi, kimisi içimde beklemeye başladı.
O bir ay boyunca hiçbir şey paylaşmadım.
Sadece yaşadım.
An’ı, sessizliği, duvarların anlattıklarını ve neredeyse unuttuğum kendi iç sesimi dinledim.
Sevgili eşimle geçirdiğim bu sessizlik zamanı şifa gibi geldi.
Ve bir sanatçı için durmanın sadece dinlenmek değil; kök salmak, derinleşmek ve yeniden filizlenmek demek olduğunu bir kez daha anımsadım.
Ve sonra, Tokyo geldi.
Yepyeni bir ritim, başka bir ışık, farklı bir kültürel frekans…
Tokyo’ya ikinci ziyaretimdi. Ve buradaki kalabalıkların içindeki sakinliği, koşturmacasız ama ritmik hayatın kendini duyuran ahengini çok özlemişim.
Avrupa’daki içsel birikimle Japonya’da, Tokyo Metropolitan Sanat Müzesi’nde gerçekleşen 24. Uluslararası Sanat Değişim Sergisi (24th International Art Exchange Exhibition) için bulunuyordum.
Ama bu sergi, sadece uluslararası bir katılım değil, sanatla, kültürle ve kendimle yeniden temas kurduğum derin bir buluşmaydı.
Küratörümüz Julienne Johnson’ın zarif seçkisi, sanatçılar arasında tematik bir dengeyle örülmüş zarif bir diyaloğa dönüşüyordu. Her iş kendi yolculuğunu anlatırken, bütünlük içinde birbirini tamamlıyordu.
Bu sergide yer alan eserim “Kendinle Yeniden Buluşma – Reconnecting Self”, pandemi sonrası yeniden bağ kurma ihtiyacının içsel bir anlatısıydı.
Toprak tonlarını bilinçli olarak kullandım—doğayla ve birbirimizle olan bağlarımızı hatırlatmak için. Her fırça darbesi, sessizce iyileşen bir yarayı temsil ediyor. Görsel olarak sade ama duygusal yoğunluğu yüksek bu eser, bireysel ve kolektif hafızaya dokunan bir yolculuğa davet.
Tıpkı uzun bir sessizlikten sonra, yeniden—yavaş ama derinden—konuşmaya başlamak gibi.
“Kendinle Yeniden Buluşma”, uzun ve gerçeküstü pandemi döneminden sonra yeniden bağ kurmanın güzelliğini anlatan yeni bir dipti̇k çalışmadır. Toprak tonlarını, insanlarla doğa arasındaki derin bağları hatırlatmak amacıyla kullandım.Bu eser, kendini onarma ve yeniden keşfetme yolculuğunun görsel bir ifadesi gibidir.”
Sergi açılış gecesi unutulmazdı.
Kültürler farklıydı ama sanatın dili ortaktı.
Göz göze gelen her bakış, sanatçılar arasında köprüler kuruyordu.
Bu sadece bir sergi değil, bir kültürlerarası buluşma, bir anlam kurma ve ortak hafıza yaratma mekânıydı.
Bir gün Miró’nun evreninde kaybolmak, bir başka gün Tokyo sokaklarında yürümek… her an içimde yeni bir titreşim bıraktı.
Ve şimdi…
Bugün Arizona’daki atölyemdeyim.
Tokyo’dan döndüm, ama bir parçam orada kaldı.
Tıpkı Avrupa’dan sonra olduğu gibi… Bu da bir dönüşüm taşıyor içinde.
24th International Art Exchange Exhibition, benim için yalnızca bir sergi değil; sanatsal kimliğimle daha derin bir bağ kurduğum bir aşamaydı.
Farklı coğrafyalar, izleyici kitlesi ve küratoryal dillerle buluşmak, sanat pratiğimi yeniden yapılandırmamı sağladı.
Şimdi ise tüm bu deneyimleri içselleştirerek, yeni üretimlere hazırlanıyorum.
Sessizlikte dinlediklerim, Tokyo’daki kalabalıklar, Avrupa’da yürüdüğüm taş sokaklar…
Hepsi içimde birikti.
Hepsi birer tohum oldu.
Ve şimdi o tohumlar filizleniyor.
Yeni projeler yolda. Takipte kalın.
Sanatsal yolculuğumun dingin ritmini takip etmek isterseniz, sizi içtenlikle Instagram sayfama beklerim: @ozlemyenifineart
Görsel: “Kendinle Yeniden Buluşma”, 2023, diptych, mixed media on canvas, 50 x 45 x 3 cm. From the 24th International Art Exchange Exhibition — left to right: artist Ozlem Yeni, Katsu Shimmin, and curator Julienne Johnson.
